Cuma, Ağustos 10



18
"yine böyle bir günde, biraz daha önce, biraz daha sonra, bir şeylerin yolunda gitmediğini, açık konuşacak olursak, yaşamayı bilmediğini, hiç bilmeyeceğini şaşırmadan keşfediyorsun."

"bir şeyler kırılıyordu. bir şeyler kırıldı. kendini -nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: sana bugüne kadar güç veren -öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini gösteriyor."

32
 "işte bu yüzden ağaç senin gözünü kamaştırıyor, seni şaşırtıyor, ya da dinlendiriyor; ağaç kabuğunun ve dalların, yaprakların bu kuşku götürmez, kuşkulanılmaz gerçekliği yüzünden. hiçbir zaman bir köpekle birlikte dolaşmaman da bu yüzden belki, çünkü köpek sana bakar, yalvarır, seninle konuşur. minnetten yaşarmış gözleri, dayak yemiş köpek havaları, sevinçli köpek zıplayışları, ona, o aşağılık evcil hayvan statüsünü vermen için seni durmadan zorlar. bir köpek karşısında yansız kalamazsın, bir insan karşısında da öyle. oysa bir ağaçla hiçbir zaman diyaloğa girmezsin. bir köpekle karşı karşıya yaşayamazsın, çünkü köpek, her an, senden onu yaşatmanı, beslemeni, okşamanı, ona uygun bir insan olmanı, efendisi olmanı, onu anında yere yatıracak o köpek ismini gürleyen tanrı olmanı isteyecektir. oysa ağaç senden bir şey istemez. köpeklerin tanrısı, kedilerin tanrısı, yoksulların tanrısı olabilirsin, elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın. kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın.
 

insanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? ne diye kendinden nefret edesin ki? keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar âleminden çıkıp atılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayaküstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz var oluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet."

"en yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü?"




39
"artık hiçbir şey istememek. bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek. avare dolaşmak, uyumak."

78
"mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. büyük bir dikkatle yaşamına, hareketlerine, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklarını, dizilmiş oyun kağıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi."

79
"konuşmaktan vazgeçtin ve sana cevap veren tek şey sessizlik oldu."



100
"dibe ulaşmak, hiçbir anlam taşımaz. ne umutsuzluğun dibine, ne nefretin dibine, ne alkole bağlı düşüşün, ne de kibirli yalnızlığın dibine. ayağını dibe kuvvetle çarparak su yüzüne çıkan dalgıcın aşırı güzel imgesi, gerektiğinde kendine, düşen kişinin her türlü saygıya hak kazandığını hatırlatman içindir: tann'nın bağışlayıcılığı, yiyecek bahşettiği yeryüzü ve gökyüzü sakinlerine ulaştığı gibi, ona da ulaşır. günahkâr adamlar tıpkı balıkadamlar gibi, günâhlarının bağışlanması için yaratılmışlardır."

101
"yalnızlığın bir şey öğretmediğinden, kayıtsızlığın bir şey öğretmediğinden başka hiçbir şey öğrenmedin. bu bir aldatmacaydı, gözalıcı ve tuzaklı bir yanılsamaydı. yalnızdın, hepsi bu, ve kendini korumak istiyordun; dünyayla senin arandaki köprüler sonsuza dek atılsın istiyordun."

102
"birbiri ardına sıralanan her gün, gülünç çabalarındaki ikiyüzlülüğü ortaya sermekten, sabrını aşındırmaktan başka işe yaramadı. zamanın tamamen durması gerekirdi, ne var ki hiç kimse zamana karşı savaşacak kadar güçlü değil."

"zamanı unutur gibi yapabildin. geceleri yürüyüp, gündüz uyuyabildin: ama hiçbir zaman onu tamamen aldatamadın."

"dünya yerinden kıpırdamadı ve sen değişmedin. kayıtsızlık seni farklı kılmadı.

ölmedin. delirmedin."



103
"yine böyle bir günde, biraz daha önce, biraz daha sonra, her şey yeniden başlıyor. her şey başlıyor, her şey devam ediyor."

18 iç döküş:

Adsız dedi ki...

hangi kitap bu böreğim?

Adsız dedi ki...

hangi kitap bu böreğim?

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

uyuyan adam - georges perec. okurken afakanlar basabilir. ben dipnot geçeyim de.

lazar dedi ki...

hafakan o basan şey canım ya

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

evden çıktığımda ilk seni görücem ❤

Adsız dedi ki...

"zaman ne? varlık ne? bu neden? o nasıl?" diye kafamı sikeceğime "o son dilimi neden yedim?" deseydim en azından zayıf ve mutsuz olurdum.
bu ne abi?gerçekten böyle şeylerle ilgileniyor olsaydın çok çok çok farklı bir insan olurdun.olamamışsın zeynep.

Adsız dedi ki...

filmleri ingilizce altyazılı mı izliyorsun?

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

adsız1; there goes the internetten gördüğümüz kadarıyla insanları yargılamak again.

adsız2; fransızca veya almanca filmler izlediğimde kelimeler bir şeyler çağrıştırsın diye öyle yapıyorum yar. bazen de türkçe altyazı bulunmuyor el mahkum.

Adsız dedi ki...

internetten gördüğüm kadarıyla değil onu bil de.

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

böyle şeylerle ilgilenmiş ve çok çok çok farklı olamamışım o zaman. olmamış. yapacak bir şey yok.

Adsız dedi ki...

tam bir hipstersın ya.iğrençsiniz.

Adsız dedi ki...

olum bi de "insanlardan kaçıyom ya" "yalnızım ben ya, asosyalim içimde." deyip de millete bu kadar yavşaklık yapan, çevresinde bu kadar insanı bulundurmak için resmen götünü yırtan tipler olarak pazar günü boğazdan atlar mısnız ya?

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

ne yavşaklığımı gördüğünü merak ediyorum. bir de bu kadar öfke dolu olma. ne bileyim. gerek yok. hipster isem öyledir, götümü yırtıyorsam yine öyledir. bu yaptığımız saçma tartışma hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

ekin dedi ki...

bazen çok güzel şeyler izliyorsun, gözlerini öpesim geliyor.

elmalısoda dedi ki...

"Bu kadar insan bir araya gelip bir Selim olamıyorsunuz"

Bir Zeynep edemiyorsunuz. Bazen kalbini elimde tutup sana bir şey olmasın demek içimden geliyor. Tıbbi ve maddi olarak beceremesemde senin kalbin ne güzel Zeynep. Ben onu bir evden bir eve seviyorum.

Elif Eren dedi ki...

zeynep seni seviyorum.

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

ekin; bunu hem okudum hem izledim, duble rakı gibiydi. onlar da ellerinden öpüyorlar.

elmalısoda; aybala sanırım sensin lan. çimide öyle bir his var ama emin değilim. görüşsek ya ruhi bey.

elif; same here efenim. uzun yollarda çekilmiş yalnız fotoğraflar adlı bi' sergide elbet bir gün buluşacağız.

elmalısoda dedi ki...

Vaktim var, vaktim var. Zeybebim