Çarşamba, Şubat 1

niteliksiz adam

"Kendini dünyayı sarsan serüvenlerle dolu ve kendisinin de kahramanı olacağı bir sahnede bulmayı beklemişti, fakat ansızın geniş ve boş bir meydanda bağırıp çağıran, sesi ancak taşlarda yankılanan sarhoş bir gençle karşılaştı." 114

"İnsan artık bir ağacın altına uzanıp ayak başparmağı ve ikinci parmağı arasından gökyüzünü seyretmiyor, fakat bir şeyler yaratıyor; ayrıca becerikli olmak isteyen insanın aç kalmasına ve düşlere dalmasına izin yok; o, biftek yiyip yerinden kımıldamak zorunda." 119

"Bir kez olsun sürüklendiğim yerde kalmak istiyorum," 278

" ... ve hava, bir cümlenin bitiminde doğru yere konulmuş bir noktanın sessizliğiyle doluydu." 282

"Gerçekten de, varoluşun bütünlüğünü ve iç düzenini birinci planda ancak sanat yansıtabilirdi. ... Yeni ve mekanize bir toplumsal ve duygusal yaşamın epopesini* daha başlangıçta Stenhdal, Balzac, Flaubert yaratmışlardı, alt kesimlerden yükselen uyarıyı ise Dostoyevski, Strindberg ve Freud gözler önüne serdiler. Bizlere; yani bugün yaşayanlara gelince, içimizde sanki bütün bunlar bağlamında artık yapacak hiçbir şeyimiz kalmamış gibi derin bir duygu var." 333-334 *epope fransızca destan demekmiş.

"Bir kartal, birinin damından ötekine birkaç kanat çırpışıyla ulaşabilirdi.; ancak okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşıveren modern insan için hiçbir şey, bir sonraki köşede yaşayan insanlarla ilişki kurmak kadar olanaksız değildir." 364

" ..., ve çıplak ağaçları sanki tuhaf bir bedensellik içerisinde algılamıştı; kurtçuklar gibi çirkin ve ıslaktı bu ağaçlar, ama buna karşın insan sanki onlara sarılabilir ve gözyaşları içerisinde önlerinde diz çökebilirdi. Fakat Ulrich öyle yapmamıştı. İçindeki kıpırtının duygusallığı, onu dokunduğu anda geri çekilmeye zorlamıştı." 413

"Yazının ve yazmak zorunda olanların dünyası, içeriklerini yitirmiş büyük sözlerle ve kavramlarla doludur. Büyük adamların ve hayranlıkların sıfatları, bu sıfatların nedeninden daha uzun ömürlüdür. Ve bu nedenle geriye hep bir sürü sıfat kalır. Bu sıfatlar bir zamanlar önemli bir kişi tarafından başka bir önemli kişi için kullanılmış ve yerleştirilmiştir, ama bu kişiler çoktan ölmüşlerdir ve hayatta kalan kavramların kullanılması zorunluluğu vardır. Bundan ötürü hep sıfatlara uyan kişiler aranır. Shakespeare'in "olağanüstü zenginliği," Goethe'nin "evrenselliği," Dostoyevski'nin "psikolojik derinliği," ve uzun bir yazınsal gelişimin geride bıraktığı bütün öteki düşünceler, yazanların kafasını tıka basa doldurmuştur, ve bu kişiler sırf stok fazlasından ötürü bugün bir tenisçiyi bile derinlikli ya da moda olmuş bir şairi büyük diye adlandırmaktadırlar. Depolarındaki sözcükleri ilgili kişiye hiç hasarsız ulaştırabildiklerinde, hallerine şükretmeleri anlayışla karşılanır. Ama bu kişi, önemi artık bir olguya dönüşmüş bir adam olmalıdır; sözcüklerin o adamda yerli yerinde oturdukları, bu yerin neresi olduğu hiç önem taşımasa bile, ancak o zaman anlaşılabilir." 506

"Neredeyse ayaklarının altındaki yerkürenin döndüğünün bilincine ansızın vardığı ve kendini bundan bir türlü kurtaramadığı da söylenebilirdi; ... " 512

"Yazmak gevezeliğin özel bir biçimiydi, ... " 517