Salı, Temmuz 19

bir süre yere paralel okuduktan sonra

"Oysa çok geçti, bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu... Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez. Terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendini cezalandırmak... Böyle şeyler çocukken olur bir daha da silinmez.
Köpeğimiz öldükten yıllar sonra o evden taşınırken görmüştüm, kapının kenarında hala duruyordu diş izleri."

"İkiye bölünmenin dayanılmaz yanı iki parçanın da hala canlı olmasıdır. İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye çalışır. İkisinden biri gitsin diye."

"Anlıyorum gerçekten de... -Kütüphaneyi gösterdi.- Ama bak yolun sonuna doğru haklı çıktı Dostoyevski. 'Her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır,' demiş ya... Ben de hastalandım işte."

"Hayatında ilk kez kitaplardan biraz ürktü sanki. Farklı kalınlıkta, boyda ve renkteydiler ama gizli, ortak bir niyetleri vardı ve bu niyetleri anlaşılmasın diye sırtlarını dönmüş yan yana duruyorlardı."

"Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun."

Cuma, Haziran 10

sen hiç ateşböceği gördün mü?



- peki gülseren, bir üçgenin iç açıları toplamı nedir?
+ hocam bir insanın iç acılarının toplamı nedir asıl, siz ondan haber verin?

- ee, anlıyorum.
+ bak anlamaya başladın. kötü hissetmiyorsun değil mi kendini? anlamak alışmayan bünyede rahatsızlık yapabilir çünkü.

- peki, özel bir şey sorabilir miyim?
+ sor bakalım.
- hiç aşık olmadınız mı?
+ haah, o zaman, senin için özel fotoğraflar bölümüne geçelim.
dündar, benim aşktan da hayattan da umudumu kesmeye başladığım bir sırada çıktı karşıma. kısa bir öykü oldu ama çok güzeldi. hani radyoda çok sevdiğin bir şarkıya denk gelir sevinirsin de, tam sesini açtığında şarkı biter ya, öyle bir şeydi işte.


+ sen yalnızlığı yakından gördün mü hiç? ben gördüm. bahsedildiği gibi değilmiş hiç. ben daha iri yarı bir şey bekliyordum. biliyordum, başından beri biliyordum. nereden biliyordum bilmiyordum ama, biliyordum işte. olsa olsa bir çarşamba günü olurdu bu. zaten hep daha bir yalnız uyanmışımdır çarşamba günleri. ne olacağı belli olmayan bir haftanın tam ortasında. yapayalnız.
+ tanrım türkçe konuşabilir miyim? ben arapça bilmiyorum da.
...
tanrının neyi niçin yaptığına aklımız ermezmiş bizim, öyle diyorlar. senin adına konuşan ne çok insan var, hiç dikkatini çekti mi? yani çekmiştir mutlaka da…"